Üç Anne, Üç Yaşam

Üç Anne, Üç Yaşam

 

Annelerinden bahsederken üçününde gözlerinde  özlem vardı, annelerinin kokusunu özlemişlerdi. Annelerinden öğrendikleriyle yaşamlarını bügüne kadar getirmişler. Her biri minnet duygularını ifade ederken, yanlış bir harf  sarf etmemeye çalıştılar. Saygı ve sevgi doluydular. Ama acılarını hep yüreklerine akıtmışlardı. Mübiye hanım, Necmiye hanım ve Gülşen hanım...gerçek anlamda üç hanımefendi. Her üçü de anne kadar yakın teyze kadar anne yarısı. Her zaman herşeyi yazmak çok kolay değil. Bende yıllardır bıraktıkları sevgi ve saygıyla cümlelerimi özenle seçip, yürekleri kadar yüzleride güzel olan annelerimi sizlerle tanıştıracaǧım.

 

Ben çocuğuma süt verince anne olduğumu anladım

 

 

Memleketinden, bu yabanci memlekete, 1974’de geldi.

 

Necmiye Ulusoy, Kayseri- Kemerlik doğumlu


73 yaşında, “...üç oğul ve bir kız çocuğu annesiyim” diyerek yaşamını anlatmaya baṣlıyordu. “Bir yavrumu kaybettim..Allah ömrünü diğer evlatlarıma verdi.” Necmiye teyzem hayatını anlatırken, sevgi ve üzüntüyü aynı anda anlatıyordu. “Evlendiğimde ya 14 yada 15 yaşındaydım  kayınannem ve kayınbabamın rızasıyla evlendirdiler. Bizim köyden Hüseyin Odabaşı bana kara sevdaya tutulmuştu. Bir gece bana seslendi Necmiye bu gece bana geldin, geldin yoksa ben ölecem dedi. Elinde de bir sıra ipe dizili altın vardı bana getirmişti.  abim beni öldürür dedim, gelemem dedim iki gün sonra duydumki beni seven çocuk gerçekden ölmüs...ince hastalıǧa yakalanmıṣ.” 36 yıllık gurbet yaṣantısını anlatmaya devam ediyor Necmiye teyze.


“Ali amcanla görücü usulüyle evlendim. Sonradan biribirimizi sevdik. Ali amcanla evlendik o Hollanda’daydı, bir seferinde memlekete geldi, izinini bitirmeden dönüṣ yapmak istediǧinde ben hemen diṣim aǧrıyor diye numara yaptım. Sırf onun yanında 1-2 saat daha fazla kalmak için. Ve yalanım ortaya çıkmasın diye saglam diṣimi çektirmek zorunda kaldım ama, Ali amcanın Hollanda’ya erken dönmesini engelleyemedim. Evlendikten bir buçuk yıl sonra anne oldum. Ben annemi ve babamı tanımadım. Bizi büyük ablam büyüttü. Annemle babam bir yıl arayla vefaat etmiṣler. Ben anne sevgisi görmedim annemin sıcaklıǧını yeterince tatmadım. Anne olduǧumda çok cahildim, annelik nedir bilmezdim, herṣeyi zamanla ögrendik. Ben hamile olduğumda, karnımın büyüdüǧünü kimseler görmesin diye, utancımdan içime çekiyordum,. O zamanlar utanma vardı. Biz çocuklarımızın ismini bile koyamazdık.”


“Ben çocuǧuma süt verince anne olduǧumu anladım. Sanki anne olmanın zorluklarını eskiden daha iyi bilirdik. Ama ṣimdi sanki herṣey çok kolay oluyormuṣ gibi geliyor yeni nesillere. Büyütüp yetiṣtirinceye kadar annesin, sonra sanki herṣeyler unutulmuṣ. Sevgi, saygı sanki hep eskilerde kalmıṣ. Ama yinede canları saǧolsun diyorum. Bence eskiden çocuk yetiṣtirmek daha kolaydı. Ben anne sevgisini bilmezdim ama beni büyüten ablamı kaybedince annemi kaybettim gibi, içim yandı, eridim, bittim. Baṣımı annemin kucaǧına koyamadım. Anne kokusunu bilmedim. Baṣımdan geçenlerin hepsini anlatsam sayfalar yetmez Hülyam.”

 

Ne öǧrendiysem hep annemden ögrendim, ona herṣeyimi borçluyum

 

 

Mübiye Temur-Eren,

 

40 yıldır Hollanda’da İbrahim amcayla yaṣamını sürdürmüṣ. Kendisi 68 yaṣında. Çorum’un Alaca kazasında doǧmuṣ. 2 kız bir oǧlan evladı var.


O’da yaṣam hikayesini anlatmaya ṣöyle baṣlıyor; “Babamın akrabaları tarafından İbrahim’in ailesine beni anlatmıṣlar, beni metetmiṣler. 1962 senesinde evlendim 20 yaṣındaydım. Aslına bakarsan bir genç kız için biraz geç bir yaṣ ortalamasıydı, ama benim annem çok ileri görüṣlü, modern düṣünceli bir anneydi. Abim biraz sertti ama annem hep bizim yanımızdaydı.


“İbrahim amcanı hiç görmedim taki kapılarına gidinceye kadar. Benim okuma yazmam vardı. İbrahim amcana mektup yazayım dedim. Anneme sorunca “bak kızım” dedi “sen akıllı bir kızsın ne yazacaǧını bilirsin.” Ṣimdi hangi anne kızına diyebilir ya da hangi kız annesine sorar!. Ama annem sununda ekledi “bak Mübiye mektup yazabilirisin ama bizim adrese deǧil komṣunun adresine gelsin” , “Abin, yengen laf etmesin” dedi. “İbrahim amcana  Nisan ayında  gel dedim bana yolladıǧı cevapta “hayır Mübiye gelemem, bizim bura da ayıp sayarlar” diyordu. İbrahim amcan düǧüne bile gelmedi. Çorum’un Alaca kazasından Samsun’a gelin gittim, düǧünüm çadırda oldu. Dünyanin bir ucundan öbür ucuna gitmiṣ gibi oldum. Benim için çok zor oldu, dünyam karanlık oldu. Gelin oldugumun tadına varamadım. Ṣimdi bir bak, herṣeyine kadar farklı.


Ben babasız büyüdüm. Bize annem baktı, o zamanlar kız çocuklarını okutmazlardı, ama ben çok okumak istiyordum. Kızlar okumaz diye beni okula yazdırmadılar. Ama ben arkadaṣlarımla gizliden yazıldım. İlk okul beṣe kadar okudum. Annem beni dikiṣ-nakiṣ kursuna yazdırmak istedi. Annemin düṣünceleri döneme göre çok ileri görüṣlüydü. Benim annem harika bir anne idi. Benim annem öǧretmendi çocukları  okuturdu. Bir zaman kendime arada sırada diktiǧim dikiṣlerle biriktirdiǧim bir kaç kuruṣla saat almak istedim, annem beni dikiṣ kursuna yazdırıken para yatırması gerektı anneme dedimki,  anne ben paramı vermem, ben saat alacaǧım dedim. Annemin bana verdiği cevap aynen şu oldu  “Benim güzel kızım ben senin bileǧine öyle bir saat takacaǧım ki eṣi benzeri bulunmaz bir saat olacak” buna önce bir anlam veremedim, ama sonra çok iyi anladım ki, annemin demek istediǧi ṣuydu: Sen öǧrendiǧin zanatı bileǧine saat olarak takacaksın”. İṣte eskiden annelerimiz böyleydi. Ne öǧrendiysem hep annemden ögrendim, ona herṣeyimi borçluyum. Evlendikten 2.5 yıl sonra İbrahim amcan 3 yıl askere gitti. Bahriyeliydi üç-dört ayda bir izine gelirdi. Kayın babam hep kızardı niye masraf yapıp geliyorsun diye. Ben annemin benim bileǧime taktıǧı altın zanaatle yani terzilikle evi geçindiriyordum kocamada askerde bakıyordum.


2 yıllık evliyken ilk çocuǧum oldu, baba askerdeydi herṣey bana bakıyordu annelik yapamadım, doyamadım evlatlarımın küçüklüklerine. İlk çocuǧumu yani oǧlumu ilk okul çaǧına getirdim ve babannesine bıraktım buraya geldim. Kayın babam Ibrahim’in bana yolladıǧı mektupları bana vermez sobaya atardı. Oǧlumu orada bırakıp buralara geldiǧim gün canımın yarısınıda arkamda bıraktım. Anne olmak çok zor Hülyam çok zor.


Anne olmak eskiden daha zordu, ṣimdiler de herṣey serbest, hiç birṣeyin kiymeti olmadıǧı gibi anne olmanında deǧeri kalmadı sanki. Çocuklarım evli-barklı ama benim gözümde hala çocuklar ve hiç büyümez. Bir evlat annesinin gözünde...eskiyi özlüyorum, annemi özlüyorum. Ibrahim amcan 1970 de geldi ben de 1971 de geldim. İlk geldiǧim yer Afrikanderwijk semti yani hala oturduǧum yer. Sadece iki Türk aile vardı, hepsi Hollanda’lıydı, ama ṣimdi Hollandalıların sayısı parmaklarımızın sayısından bile çok az.

 

Benim annem bir harikaydı. Ona herṣeyimi borçluyum

 

 

Gülṣen Onus, Çorumlu.

 

5 Mayıs 1938 doǧumlu doǧduǧum saati bile babam kuranı-kerimin içine yazmıṣ, saat 11.00 de dünya ya gelmiṣim.


 Babam bütün çocuklarının doǧumunu itinayla yazmıṣ Kuranı-Kerimin içine. Bu bence çok anlamlı, çok deǧerli. Seyfettin amcanla tavsiye üzerine evlendik. Yengemin komṣusu beni Seyfettin amcana tavsiye etmis, o zamanlar hava alanında otobüs ṣöförüydü. 3 yıl niṣanlı kaldık. Annem karṣı çıktı, alevidir dedi Erzincanlıdır dedi. Abim hayir dedi Alevi deǧiller dedi yani bir anlamda bize destek verdi. Bizim söylüyecek birṣeyimiz yoktu  zaten.


Annannemden terziliǧi öğrendim. Annemle kız kardeṣi, iki erkek kardeṣle evlenmiṣler. Bahçe içinde 7 odalı kocaman salonu olan bir evde oturuyorduk,  komṣularımız düǧün yapacakları zaman bizim evin salonunda yaparlardı. Dizerdik tahta sandalyeleri, çalgıcılar çaǧrılırdı. En meṣhurları Ifakat ve Saibe idi. Çok güzel anılardı bunlar. Ben Seyfettin’in anne ve babasını görmedim, ama benim annem kayınvalidesinden çok çekmiṣ. Baba annem evine çok sahip ve hakimmiṣ. Baba annem yaptıǧı yufka ekmeklerinin arasına çöp koyarmıṣ iz olarak ki, gelinler ondan habersiz ekmek alınca hemen bilirmis. Oǧluna çok bakarmıṣ, gelinlerden kızlardan sakladıǧı her yiyecek ve içeceǧi oǧluna yedirir ya da giydirirmiṣ.


Annem ve teyzem o kocaman 7 odalı evin büyük salonun iki ucunda dikiṣ dikerlerdi. Aklımda çok net ve açık kalmıṣlar. Onlar ne harika annelerdi, annem baba annemi hiç sevmezdi. Hep düṣünmüṣümdür, neden kayinanneler gelinlerini sevmezler diye..bence anne oǧlunu bölüṣemiyor el kızından. Seyfi amcan yurtdıṣına iṣ için çıkınca benide getiriyordu. Hiç unutmam bir sefer İngiltere’ye gideceğiz ve hemen döneceğiz. Çünkü yengemin düǧününe Istanbul'a geri dönmemiz lazım. Ama evdeki hesap çarṣıya uymadı ve biz 17 gün kaldık, ama hep arabada yatıp, kalktık. Çok zorlandım ama hiç belli etmedim, mutlu olmaya çalıṣtım. Annelerimizden gördüǧümüz böyleydi. Sevgim çektiǧim sıkıntıları geride bırakıyordu. Benim çocukluǧum çok güzel geçti, ṣimdiki hayatlara bakınca herkes bencil, saygısız, sabırsız. İnsanlar çok katı olmuṣlar, duygusuz ve yaṣama anlam katmak dahi istemiyorlar. Benim annem bir harikaydı. Ona herṣeyimi borçluyum.

 

Annemi çok özlüyorum, kokusunu özlüyorum” diyor, sakinliǧini ses tonuyla birleṣtirerek.


Benim annemi tanımıṣtı, Gülṣen teyzem. “Bana evin büyük kızı der her zaman.” Ve hatırlarım o yüreǧimin sancıdıǧı anı. Sene 2006’nın Temmuz ayı, annemle Türkiye’ye dönüyoruz. Schipol havalımanında pasport kontrolunde görevli polis annemın 10 sene Hollanda’ya giremiyecegini söylemesi kalmıs aklımda. Evet canim annem, yaṣamı bana öǧreten annem kapitalist sistemin, duygusuzluǧunun kurbanı olmuṣtu. Benim yaṣama sebebim annemi bana yasaklamıṣlardı...


İṣte geldik anlatımın sonuna,

ve bu üç harika anne, sözlerini ṣöyle tamamladılar.

Herkes iyi anne olamaz.

Anne olmak kadının kalitesidir.

Anneler yapıcı olur, yıkıcı olmaz.

Annelik bir kalitedir.

Annelerimizin kokusunu özledik.

Bu 3 harika annemiz yılın annesi olarak Kadın dergisinin sayfalarında yer aldılar.

 

Drs.Sevim Hülya Gerilakan

Platform dergisi

10. Avrupa Şiir Yarışması Sonuçlandı