Biraz Rahatlamak İçin Başlayan Şey Ne Zaman Hayatımızı Yönetmeye Başlar?
“Ben bağımlı değilim, istesem bırakırım.”
Madde kullanımı söz konusu olduğunda bu cümleyi sık duyuyoruz. Çünkü bağımlılık denildiğinde çoğu zaman hayatı tamamen kontrolden çıkmış bir insanı düşünüyoruz. Oysa sorunlu kullanım her zaman dışarıdan fark edilmeyebilir. İşine giden, spor yapan, arkadaşlarıyla görüşen ve günlük sorumluluklarını sürdüren bir genç de kendi içinde sessiz bir mücadele yaşıyor olabilir.
Bazen kişi yardım ararken doğrudan madde kullanımından söz etmez. “Kendimi uzun zamandır çökkün ve mutsuz hissediyorum”, “Panik ataklarım başladı”, “Dikkatimi toparlayamıyorum” ya da “Hafızam eskisi gibi değil” diyebilir.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) tarafından desteklenen “Bağımlılıklara Karşı Farkındalık: Sağlıklı Bir Gelecek İçin Birlikte Adım Atalım” projesi kapsamında, Dordrecht’te HTF Dordrecht Ayasofya Camii’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen sekizinci farkındalık seminerinde, madde kullanımının ardından ortaya çıkabilecek psikolojik ve psikiyatrik sorunları ele aldık.
Özellikle cannabis kullanımı üzerinde durduk. Trimbos Enstitüsü’ne göre Hollanda’da cannabis kullanımı hem 15–64 yaş grubunda hem de 15–34 yaş grubunda Avrupa Birliği ortalamasının üzerindedir. Ayrıca kişi ne kadar genç yaşta başlar ve ne kadar sık kullanırsa riskler o kadar artmaktadır.
Elbette cannabis kullanan herkes bağımlı değildir. Ancak kullanımın sıklığı, başlama yaşı ve kişinin cannabis kullanmadan kendisini nasıl hissettiği önemlidir. Bazen arkadaşlarla geçirilen zamanın bir parçası olarak başlayan kullanım, zamanla stresle baş etmenin veya rahatlamanın alışılmış yolu hâline gelebilir. “Bir kereden bir şey olmaz” düşüncesiyle başlayan bazı deneyimler zamanla tekrarlanan kullanıma dönüşebilir.
Danışmanlık deneyimlerimden bir danışan örneği bu durumu oldukça iyi gösteriyor. Bir genç yetişkin, uzun süredir kendini çökkün ve mutsuz hissetme, panik ataklar, hafıza ve konsantrasyon sorunları nedeniyle önce aile hekimine başvurmuş ve ardından psikolojik danışmana yönlendirilmişti. Yoğun olumsuz düşünceler, düşük benlik algısı ve sürekli düşünme hâli yaşıyor; kendisini arkadaşları ve kız arkadaşı tarafından yeterince beğenilen biri olarak görmüyordu.
Görüşmeler sırasında her gün iş çıkışında cannabis kullandığı, zaman zaman sabahları da buna başvurduğu ortaya çıktı. Arkadaş çevresinde çoğunlukla cannabis kullanımıyla birlikte gerçekleşiyordu. Bazı günler kullanmak istemediğini, ancak arkadaşlarına “Bu sefer kullanmayacağım” demeye çekindiğini söylüyordu.
Cannabis kullanımı sonrasında ortaya çıkabilecek sorunlar yalnızca bağımlılık riskiyle sınırlı değildir. Bazı kişilerde kaygı, panik, çökkünlük, motivasyon, dikkat ve hafıza sorunları görülebilir. Özellikle genç yaşta başlayan ve sıklaşan kullanım, günlük yaşamı ve işlevselliği etkileyebilir.
Daha ciddi tablolardan biri ise psikozdur. Cannabis kullanan herkes psikoz yaşamaz; ancak özellikle erken yaşta başlayan ve sık veya yoğun kullanılan cannabis, psikoz açısından hassasiyeti bulunan kişilerde riski artırabilir. Gerçeklikle bağlantının zayıflaması, yoğun kuşkular, gerçek dışı düşünceler ya da olmayan şeyleri duyma gibi belirtiler ortaya çıktığında profesyonel destek geciktirilmemelidir.
Burada amaç korkutmak değil, erken fark etmektir. Çünkü kişi çoğu zaman “Bağımlılık sorunum var” diyerek yardım istemez; yaşadığı ruhsal belirtiler üzerinden destek arar. Bu nedenle psikolojik şikâyetler değerlendirilirken madde kullanımının da göz ardı edilmemesi önemlidir.
Peki aile olarak nerede etkimiz olabilir? Her risk faktörünü değiştiremeyiz. Örneğin genetik yatkılık bizim kontrolümüzde değildir. Ancak çocukların küçük yaşlardan itibaren “hayır” diyebilmeyi öğrenmesi destekleyebileceğimiz önemli bir koruyucu beceridir. Çünkü akran baskısı, özellikle ergenlik döneminde kararları etkileyen önemli faktörlerden biridir. Bir çocuğun istemediği bir şeyi arkadaş grubuna uyum sağlamak için yapmaması, kendi sınırlarını fark etmesi ve gerektiğinde “Hayır, ben bunu istemiyorum” diyebilmesi; özgüven, özdeğer ve kendini koruma becerileriyle yakından ilişkilidir.
Danışan örneğinde de gördüğümüz gibi, kişi kullanmak istemediği hâlde arkadaşlarına “hayır” demekte zorlanabiliyordu. Bu nedenle bağımlılığı önleme yalnızca madde kullanımı başladığında müdahale etmek değildir. Çocuklara daha erken yaşlarda kendi kararlarının arkasında durabilme, akran baskısına karşı koyabilme ve kendilerini koruyabilme becerisi kazandırmaktır.
Belki de sağlıklı bir gelecek için çocuklarımıza verebileceğimiz en önemli becerilerden biri şudur: Kendini korumak için gerektiğinde “hayır” diyebilmek.
Esma Küçük
Uzman psikolojik danışman, Handboek POH-GGZ kitabının eş yazarı.
“Bağımlılıkla Mücadele: Sağlıklı Bir Gelecek İçin Birlikte Adım Atalım” projesi yürütücüsü.
