İnsan Olmanın Şerefi, Doğruluk
Gül Barut
“Herkesler doğrudur sen doğru isen, bulunmaz doğruluk sen eğri isen.” (Yunus Emre)
Bu özdeyiş, insana doğruluğun özden başlayan bir değer olduğunu hatırlatır. Çünkü dünya ne kadar karmaşık olursa olsun, insana yol gösteren en sade hakikat, kendi içindeki dürüstlüktür.
Dürüstlük; hayatta attığımız her adımda, söylediğimiz her sözde ve sergilediğimiz her davranışta kendimize duyduğumuz saygının göstergesidir. Doğru olmak, yalnızca başkalarına değil, öncelikle kendimize karşı sorumluluğumuzdur. Gelecek nesillere bırakacağımız en kıymetli miras da bu davranış mirasıdır.
İnsanın doğruluğu, kimi zaman sözlerinde, kimi zaman davranışlarında, kimi zamansa sessiz duruşundadır. Günümüzün hızlı ve çıkar odaklı dünyasında, doğruluk çoğu zaman zahmetli bir erdem gibi görünür. Oysa insan, hangi koşulda olursa olsun doğruyu savunabildiği ölçüde olgundur. Doğruluk, insanın içindeki öz saygının, güvenin ve vicdanın en saf halidir.
Yaptığımız işte, ilişkilerimizde, alışverişte, konuşmalarımızda doğruluk kılavuzumuz olmalı. Ne güzel demişler: “Vicdan insanın en güzel kılavuzudur.” Vicdanın sesi sustuğunda, insanın iç dünyasında da adaletin dengesi bozulur. Doğruluğu rehber edinen kişi, her durumda huzur içinde olur; çünkü kalbiyle sözü, içiyle dışı birdir.
Dinimiz de en küçük davranışta bile dürüstlüğü emreder. Bir bakışta, bir sözde, bir alışverişte bile doğruluğu esas almak, imanımızın gereğidir. Yüce Allah buyurur:
“sana emrolduğu gibi dosdoğru ol!” (Hud suresi, 112).
Bu ayet bize gösterir ki doğruluk sadece bir ahlâk ölçüsü değil, aynı zamanda bir kulluk sorumluluğudur.
Nasıl olsa fark edilmez diyerek oyunlar çeviren, haksız kazançla kendini kandıran kimse aslında en çok kendisine zarar verir. Çünkü doğruluk, insanın hem kalbinde hem hayatında huzurun anahtarıdır.
Allah, insanlığa ilk yaratılışından bu yana doğruluğu, dürüstlüğü, merhameti ve hoşgörüyü rehber kılmıştır. Bu değerler, çağlar değişse de anlamını yitirmeyen, insan olmanın özü olan prensiplerdir.
Ne yazık ki modern çağın hızında, insan bazen iç sesini duyamaz olur. Vefa, içtenlik, güven, merhamet gibi kavramlar zayıflar; bireyler, samimiyetin yerini çıkarın aldığı ilişkiler içinde kaybolur. Oysa bir toplumun güçlü olması, bireylerinin doğru olmasına bağlıdır.
Çevremiz ne kadar doğru olmazsa olmasın, ayna ne kadar kirli olursa olsun, aynanın yansıttığı değil, aynaya yansıyan yüzün temizliğidir önemli olan.
İnsanlar ne kadar hatalı, yanlış, yalancı, sahtekâr, hileci, düzenbaz, oyunbaz, riyakâr, şarlatan olursa olsun; senin sergilediğin dürüstlük onları haklı çıkarıyor gibi görünse de aslında doğru kalabilmek, senin kendine duyduğun özsaygının bir göstergesidir.
İnsan ki öz saygısı var ola, hangi oyun ve hilelerle yok ola?
Yunus Emre’nin dediği gibi:
“Hiç hata yapmayan insan, hiçbir şey yapmayan insandır.”
“Ve hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır.”
Belki de en büyük dürüstlük, insanın kendi hatalarıyla yüzleşebilmesidir. Kendine karşı dürüst olmak, insanın hem vicdanını hem de kalbini arındırır. Çünkü insanın içsel barışı, kendini kandırmadığı an başlar.
Doğruluk, insanın içindeki ışığın adıdır. Bu ışığı koruyan, hem kendine hem çevresine güven ve huzur dağıtır. Toplumlar, bireylerin doğrulukla aydınlattığı yollarda ilerler. Unutmamak gerekir:
Herkes doğru olabilir, ama gerçekten doğru kalmak, yalnızca özünde dürüst olanların harcıdır.
