Şiddetin Sessiz Aynası: Bugün Ne İzletiyorsak, Yarın Onu Yaşıyoruz
25 Kasım… Takvim yapraklarında bir gün gibi görünür ama toplumun ruh halini ölçen bir turnusol kâğıdıdır aslında.
“Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü” diyoruz ama işin ucunda yalnızca kadınlar yok. Şiddet hepimizin kapısını çalıyor; bazen haber bültenlerinden, bazen bir oyunun içinden, bazen de reyting için sahnelenmiş bir acı masalından sızıyor hayatlarımıza.
UID Hollanda AR-GE ve Eğitim Başkanı Figen Arslan, bugün tam da bu gerçeğin altını çiziyor. “Bugün şiddeti anma günü değil; şiddeti üreten düzeni fark etme günü” diyor. Ve haklı…
Ekranların Sessiz Öğretmeni: Şiddet
Son yıllarda toplumun temeline bir şeyler döşendi. Sessizce. Televizyonların, oyun konsollarının, sosyal medya ekranlarının içine saklandı.
Bir bakıyoruz; çocuklar masum bir oyun diye belledikleri sanal dünyalarda yüzlerce silahın içinden geçiyor. Üstelik bu silahlar bazen çok gerçekçi, bazen sevimli grafiklerle “masumlaştırılmış”.
Ortaya çıkan mesaj hep aynı:
“Vur, geç, kazan.”
Oysa bir çocuğun zihnine sızan her şiddet görüntüsü, büyüdüğünde bir davranış refleksine dönüşüyor. “Engel varsa aşman gerekir” diyor oyun; ama nasıl? Vurarak mı?
Tam da bu yüzden Arslan’ın sorusu yerli yerinde:
“Çocuklarımızı elektronik istilanın elinden kim alacak?”
Reyting Uğruna Kurban Edilen İnsanlık
Belki de daha acısı medya cephesinde yaşanıyor. Bazı ekranlar bir süredir acıyı eğlenceye dönüştürme yarışında. Bir insanın dramı, bir başkasının prime-time malzemesi olabiliyor.
Arslan’ın ağır ama gerçek cümlesi kulağıma çınladı:
“Patronların cebi dolsun, isterse kadınlar ölsün.”
Bir toplumun refleksi böyle mi şekilleniyor?
Bir kötülüğü defalarca izleyen insanlar, o kötülüğe alışıyor.
Öfke sıradanlaşıyor, merhamet körelmeye başlıyor.
Ekranda gösterilen şiddetin tohumu evlere, evlerden sokaklara taşınıyor.
Bilinçsiz Tüketim, Bilinçli Bir Çürüme
Arslan’ın işaret ettiği bir diğer gerçek ise şu:
Şiddet yalnızca “gerçek hayatta” yaşanmıyor; zihinlerde üretiliyor.
Çocuklarımızla göz göze konuşmayı giderek unuttuğumuz bir çağdayız.
Göz teması yoksa duygu teması da yok.
Bir aile akşamında herkesin elinde başka bir ekran varsa, ortak bir yaşamdan bahsetmek mümkün mü?
Belki çözüm çok basit gibi duruyor ama etkisi çok büyük:
Çocuklarla 15 dakika bile olsa gerçek iletişim kurmak,
Şiddeti normalize eden içeriklere karşı bilinçli durmak,
“Herkes izliyor” diye değil, “Benim çocuğum ne görüyor?” diye düşünmek…
Evet, bugün bunları yaparsak yarın bir çocuk sevgiyi öğrenebilir.
Bugün Görmezden Gelmeyi Bırakma Günü
Şiddet kader değil. Öğrenilen bir şey…
Ve öğrenilen her şey değiştirilebilir.
Her 25 Kasım bir hatırlatma aslında:
Bugün dur dersek, yarın bir hayat kurtulur.
Bugün farkına varırsak, yarın bir yanlış önlenir.
Bugün sorumluluk alırsak, geleceğimiz değişir.
Figen Arslan’ın yazısını bitiren o cümle ise aslında hepimizin aynası:
“Çocuğa neyi izletirsen, yarın karşında onu görürsün.”
