Adı Ömer ama, Amsterdam’ın ‘ebe’si:

Adı Ömer ama, Amsterdam’ın ‘ebe’si:

 

‘Bir Türk adam, geleceğin anneleri için ürkütücü oluyor’


Adı Ömer, 38 yaşında, 187 boyunda 130 kilo ağırlığında, hem erkek, hem Türk ve hem de müslüman olan altı çocuk babası.
Amsterdam’da bir ebe.
Üç yıldır sadece ebeveynleri ve kardeşleri bir ebelik okuluna gittiğini biliyordu. Diğerleri ise tıp 
okuduğunu sanıyorlardı. Gerçeği anlatamıyordu.


Gittiği yolun kolay bir yol olmadığını biliyordu. Ama şimdi bir bayan meslektaşı ile birlikte Amsterdam’da bir doğum muayenehanesinin mutlu patronu olarak mesleğini sürdürmeye çalışıyor.
Ama hâlâ peşin hükümlülüğün acısını çekmeye devam ediyor. Kendisi bu durumu açıklarken şöyle diyor: ‘Bir hamile kadın ile ilk görüşmeme 3-0 geride başlıyorum. Ama konuşmamı tamamlayınca 3-10 galip duruma geçiyorum.’


ÇOK GÜZEL BİR MESLEK


Ömer, yaşananları şikayet etmek için anlatmıyor. Şikâyet meziyeti taşımadığını söylüyor. Amacı, ebeliğin çok güzel bir meslek olduğunu gençlere anlatmak olduğunu söylüyor. ‘Her şeye rağmen her gün işime zevkle gidiyorum. Akşam eve geldiğim zaman, o gün yaşadıklarımı da zevkle anlatıyorum’ diyor Ömer.
Evde eşi ile birlikte altı çocuğu var. En büyüğü 18, en küçüğü henüz bebek. Mutaassıp bir ailenin çocuğu olarak, henüz 17 yaşındayken, o da çok genç olan bir kız ile çabucak evlendirildi.
‘Bu tam anlamıyla angaje edilmiş bir evlilikti. 17 yaşımda evlendim, 19’umda doğan oğlum ile baba oldum’ diyor Ömer.

 

JİNEKOLOG


Kayınana ve kayınbabası, Ömer’in jinekolog olmak için tahsil yaptığını sanıyorlardı. Zira Ömer, 13 yaşından itibaren, her anne ve baba ile her kayın ana ve kayın babanın seve seve kabul edebileceği jinekologluğun hayalini yaşıyordu. ‘Doktorluk, Türk toplumu için itibarı olan bir meslek olduğu gibi, tüm aileyi geçindirebilecek bir gelir için de idealdir’ diyor Ömer.

 

ANARAHMİ KANSERİ


Ömer jinekolog olma konusunda yalan söylemiyordu: ‘Bu istek, ben 13 yaşındayken ebeveynlerim ile hastaneye gittiğimiz bir gün içimde doğdu. Ebeveynlerim Hollandacayı iyi konuşamadıkları için ben tercümanlık yapmak için hastaneye gelmiştim.
Annemde rahim kanseri tespit eden jinekolog, ameliyat olmazsa annemin öleceği söylenmişti.
Ben bu kötü haberi anneme nasıl söyleyecektim? Doktor, bizi biraz yalnız bıraktı. O sırada gerçeği anneme anlattım. Annem bana, jinekolog olduğum zaman benim ameliyat etmemi istediğini söylemişti.’
Tam 23 yıl önceydi ve Ömer’in annesi şimdi hâlâ yaşayan 60’ında bir anneydi.


Ama o zaman Ömer’in yüreğine jinekologluk tohumu ekilmişti. Annesi gibi kadınlara yardımcı olacaktı.
Ama ne yazık ki seçmeler sırasında gereken puanı alamadı. Dekan Ömer’e, ‘Ebelik okulu senin için daha kolay olur. Bu mesleği seçmende bir sakınca yok’ dedi.

Ömer önce düşündü. Sonra da istekli bir şekilde karar verdi: ‘Benim inancıma göre, zorda olan ve acı çeken insanlara yardım etmek şarttır. Ben de bir ebe olarak insanlara hizmet edeceğim. Bunda hiçbir beis görmedim.’

 

YUMUŞAK


Ömer ebe olmaya karar vermişti ama, etrafındakiler buna ne diyecekti?
Ömer, bu mesleğin etrafındakiler tarafından kabul görmeyeceğini tahmin ediyordu. Özellikle Türk toplumunun kendisine homoseksüel olarak bakacağını da tahmin ediyordu. Bu konuda şöyle diyor Ömer: ‘Bir staj sırasında, benim Türk olduğumu bilmeyen bir Türk çift aralarında konuşuyorlardı. Bir erkeğin nasıl olur da ebelik yapabileceği üzerinde konuşurlarken, ‘Mutlaka homoseksüeldir’ dediklerini duydum. Çok üzüldüm.
Ama ne mutlu ki kardeşlerim bana güç verdiler. Yumuşak da deseler bu işi tamamlamamı tavsiye ettiler.


COMING-OUT


Ömer devam ediyor: ‘Eğitimimin üçüncü yılında, 20 yaşındayken, ne ile meşgul olduğumu herkese anlatma cesaretini buldum. Geçen zaman içinde gerek kendim ve gerekse mesleğim hakkında o kadar çok şey öğrendim ki, kimin ne düşüneceği artık umurumda bile değil.
Bu bendim. Bunun bir coming-out (dalıştan çıkış) olduğuna inanmıştım.’


ÇOCUKLARI


Ömer’in en büyük oğlu avukat olmak istiyor.
15 yaşında olan en büyük kızı ise, babasının yanında staj görüyor.
Kızının veya çocuklarından birinin ebe olması halinde büyük bir mutluluk yaşayacağını belirten Ömer, ‘Ama bana güven vermeleri lazım. Tıpkı benim verdiğim güven gibi.’ diyor.

 

İlhan Karaçay

Platform dergisi

10. Avrupa Şiir Yarışması Sonuçlandı