Kadınlar Mücadele Ediyor, Erkek Şiddeti Yargılanıyor

Kadınlar Mücadele Ediyor, Erkek Şiddeti Yargılanıyor


Ebubekir TURGUT


Din, dil, coğrafya tanımayan kadına yönelik şiddet, Avrupa’da da giderek artıyor. Merkezi İstatistik Ofisine (CBS) göre, Hollanda'da 2018 yılında 43 kadın, cinayete kurban gitti.


Avrupa Birliği ülkelerinden Fransa’da 2018 yılında 121 kadın öldürülürken, Almanya’da aynı yıl 112 kadının Hollanda’da ise 43 kadının eşleri ya da eski eşleri tarafından katledildiği açıklandı. Kadınların genellikle kendi evinde bıçaklanarak ya da boğularak öldürüldüğü belirlendi.

 


Söz konusu aile içi şiddet vakalarında saldırganların yüzde 92’sini mevcut ya da eski eş olmak kaydıyla erkekler oluştururken, mağdurların yüzde 76’sı kadınlardan, yüzde 4’ü de çocuklardan oluşuyor.

 

Kadınların karşılaştığı en büyük sorunlardan biri de polise şikayet ederken ciddiye alınmamak.


Fransa’da Her 3 Günde 1 Kadın Cinayeti


Fransa, 2019 yılında en fazla kadın cinayetinin yaşandığı ülkeler arasında ilk sıralarda yer aldı. Ülkede 2019 yılında Kasım sonu hükümet verilerine göre en az 130 kadın cinayeti işlendi. En son 23 Kasım’da eşi tarafından öldürülüp ormana atılan kadının cinayeti ile sarsılan Fransa’da geçtiğimiz yıllara göre kadın cinayetlerinin arttığı öğrenildi.


Fransa’da kadın cinayetlerinin artışı ve 2019 yılının ağır bilançosu vatandaşların tepkisini çekti. 2018 yılında 121 olan sayının 2019’da  130’u aşması ülkede çapında yürüyüşlere sebep oldu. 

 

Avrupa Şikayetleri Ciddiye Almıyor


Cinayet zanlılarının yüzde 32.8’inin intihar ettiği açıklanırken, kurbanların yüzde 49.1’inin daha önce şiddet gördüğüne yönelik herhangi bir makama başvuruda bulunmadığı öğrenildi. Kadınların karşılaştığı en büyük sorunlardan biri de polise şikayet ederken ciddiye alınmamak.


Hollanda’da Kadına Yönelik Şiddet Olaylarında Artış!..

 

Hollanda’da her yıl toplam 12 bin kadın ve çocuk aile içi şiddete maruz kaldıkları ve  yaşamları tehlike içerdiği için ,Polis ve Sosyal hizmetler kurumlarının desteği ile bir Kadın koruma evine (Veilig thuis) yerleştiriliyorlar.


Son aylarda sebebi bilinmeyen nedenle Koruma ve bakım evlerine aşırı başvuru yaşanıyor. 12 bin yatak kapasitesine sahip olan Kadın koruma evleri tamamen dolmuş durumda.

 

Hollanda’da 2018 yılında 219 bin aile içi şiddet (Huiselijk geweld en kindermishandeling) vakası tesbit edilmiştir.

 

Aile içi şiddet tanımına çocuklara ve bayanlara fiziksel veya psikolojik şiddet, cinsel istismar, taciz ve çocukları mağdur etme girmektedir.


Bu sayımızda, değişik çevreden bayanlarla Hollanda’da kadına yönelik şiddet ve cinayetler, kadınların konumu gibi bir çok hususu merkeze alan bir konuşma gerçekleştirdik. İlgi ile okuyacağınızı umuyorum.

 

Gelenek ve göreneklerine bağlı kalarak uyum sağlamak bizleri zorluyor

 

Hollanda’da yaşayan Türk kadınlarının ne tür sorunları var?

 

 

Gülsemin Konca: Her geçen gün ırkçılığın arttığı Avrupa’da Türk kadınlarıda bundan nasibini alıyor. Irkçılığa maruz kalıyoruz ne yazık ki. Hele ki kılık kıyafetinizden dolayı Müslüman bir Türk olduğunuz belli ise bu dahada fazla ve daha aşikar oluyor. Ve hala kültür çatışması yaşıyoruz. Bizler gelenek-göreneklerine bağlı bir toplumuz. Hem bu özelliğimizi kaybetmeden hemde uyum sağlamak bizleri zorluyor. Aradaki çizgiyi iyi tartmak ve korumak gerekiyor.


Aile bütünlüğünü korumak, çok dinli ve dilli yetişen çocuklarımıza yetebilmek, sahip olduğumuz hakları bilmek ve kullanmak adına eğitimde eksikliklerimiz var. Bilgi eksikliğimiz, cesaret yoksunluğumuz fazla.


Yetiştirilme tarzımız ile yaşadığımız yer arasında ki uçurum çok bazılarımız için. Bu da uyum sorunu yaşatıyor.


Bir diğer sorun ise tabiri caizse “eşi eve bağlama, eşi evde tutabilme” sorunu. Herşeye ulaşımın çok kolay olduğu Hollanda’da erkek çok daha fazlasını görüp, çok fazlasını isteyebiliyor. Bu da beraberinde yetersizlik duygusu getiriyor kadına.    

 

Av. Nursel Köse-Albayrak: Bu soruya ancak kendi tecrübem ve görevim sınırları içerisinde cevap verebilirim.

 

Genel anlamda görüyorumki, kadın her alanda kendisini geliştirmiş, meslek sahibi olmuş, belirli mevkilere gelmiş, ancak kadına has olan ayrıntılarda toplumsal olarak gereken önlemleri almakta eksiklerimiz mevcut.


Eğer kadını topluma kazandırmak, var olan kapasiteyi tam anlamıyla icraata geçirmek istiyorsak eğer, gereken imkanların sağlanması gerekir. Dünyaya çocuk getirme ve büyütmede, sosyal yükümlülüklerde, görev dağıtımında bir orta yol bulunması gerekir. Hem manen, hem madden denge sağlanması gerekir.


Eskisine nazaran sorunların boyutu ve kapsamı değişmiştir. Gençlerimiz, hem kızlarımız, hem oğullarımız, pozitif anlamda çok büyük adımlar atmışlardır ve atmaya devam etmektediler. Ne kendimize haz olan geleneklerimizden vaz geçmiş durumdalar, nede imkanlarda sınır tanımamaktalar.


İstisnalar hariç, Türk kadınları eskiden olduğu gibi sosyal kontrol çerçevesi içerisinde bağlı değil, tam tersi, zeminini sosyal öz güvene dönüştürmüştür. Başarı elde eden bir kadın, toplum tarafınca beğeni kazanıyor, destek görüyordur.

 

Sorunlar artık dil bilmemeden, yol yordam bilmemeden, etrafına veya eşlerine mahkum olmaktan çıkıp hayata nasıl düzen verilecektir arayışı durumuna dönüşmüştür.


Zincirler kırıldı, ancak kırılan zincirler sonrası sınırlar nerede sabitleşmesi gerekir, oyunun alanlarının nereye kadar uzatılması gerektiği konusu hakkında fikirler farklıdır. 

 

Boşanan Kadın Ev Bulmakta Zorlanıyor

 

 

Ayşe Konuksever: Sürekli bayanların arasında olduğum için ve sağolsunlar bana güvenip içlerini dökebiliyorlar. Bende elimden gelen desteği veriyorum. Hiç birşey yapamazsam bile çevremi kullanarak yönlendiriyorum. Hollanda’da yaşayan Türk kadınların sorunları şunlardır:

 

  • Ev sıkıntısı:

 

Çocuklu veya çocuksuz ayrılan kadınların boşandıktan sonra ansızın satın alma evleri satıldıktan sonra dışarda kalmaları. Son zamanlarda artan bir durumu paylaşmak istiyorum. Boşandıktan sonra ev sorunu başlıyor. Kısa sürede çıkmadığı için ev bekleme süresini Türkiye geçiren bayanlar var. Türk bayanları bir sığınma evine yerleştirmek çok zor  korkuyorlar. Sığınma evlerinde çocukları varsa elimizden alınır diye. Çocuklar aslında ellerinden alınmıyor ama Jeugdzorg tepelerine çöktüğü bir gerçek. Sürekli kontrol altında tutuluyorlar.


  • Aile içi şiddet (sözlü veya fiziksel):

 

kadınlarımız hangi şiddet olursa olsun yardım istemekten korkuyorlar. Şiddeti uygulayan eşlerin onları tehdit ederek veya korkutarak (boşanırsan çocukları elinden alırlar gibi) sindiriyorlar. Kadınlarımızda çocuklara birşey olmasın diye susuyorlar. Belkide utanıyorlar.


  •   İş bulma veya staj bulma zorluğu:

 

Tesettürlü Türk bayanları iş veya staj bulmakta zorlanıyorlar. Satın alma evleri olan bayanlar çalışmak zorunda kalıyor ve sürekli bana iş bulamamaktan şikayet ediyorlar. 

 

Hollanda’da topluma kazandırılmış bir kadını kayb etmemek için bir çaba vardır.

 

Hollanda’da yaşayan Türk kadınlarıyla Türkiye’de yaşayan Türk kadınlarının sorunlarını sıralarsak aralarındaki farklar neler?

 

 

Av. Nursel Köse-Albayrak: Türkiye’de tatil esnasında yaşadıklarım ve gördüklerimi dikkate alarak bişeyler söyleye bilirim.

 

Ancak fark görüyorum. Hollanda’da benimsenen bazı durumlar Türkiye’de daha henüz gerçek anlamıyla benimsenmiş değil. Hollanda’da bir çok yasalar ve yürütmeler, kadını kariyeri gelişiminde korumaya almak için düzenlenmiştir. Topluma kazanılmış bir kadını, kayb etmemek için bir çaba vardır.

 

Ayrıca kadına, kadın olması sonucu yapılan hakaretler ve ayrımcılıklar sıkı kontrol altındadır, bir çok şikayet ve denetim kurumları vardır. Şikayet olunduğunda, verilen hükümler gerçek anlamda kadını korumaya almaktadır. Bildiğim kadarıyla bu Türkiye’de gerektiği şekilde değil.

 

Örneğin; istismar durumunda veya iş yerinde kadın olması sonucu ayrımcılığa maruz kalmış bir kadın, yöneleceği kurum olsa dahi, yönelme sonrası arkası gelmemesi sonucu susmak zorunda kalıyor ve istenilen değişim gerçekleşmemektedir.

 

Bunu söylemekle birlikte Hollanda’nın mükemmel olduğunu idda etmiyorum, kesinlikle. Hollanda’da düzeltilecek bir çok durum var, ancak, bunun Türkiye’de daha fazla olduğunu görüyorum.

 

Son zamanlarda Hollanda’nın Türkiye’den farkı yok. Burdada kadına şiddet ve kadına yönelik cinayetler arttı

 

 

Ayşe Konuksever: İster Türkiye’de olsun ister Hollanda’da olsun Türk kadınlarımızın ortak bir problemi olduğunu görüyoruz, oda aile içi şiddet.  Türkiye’den her gün bir kadın cinayeti haberini alıyoruz. Son zamanlarda Hollanda’da Türkiye’den farkı yok. Burdada kadına şiddet ve kadına yönelik cinayetler arttı. Rotterdam’daki Hümeyra çınayeti gibi.


Türkiyeyle Hollandanın bu konudaki tek farkı ise Hollanda kadınları çok daha iyi koruyor. Sığınmaya başvurduğun zaman polis bayanı kimsenin ruhu duymadan uçurur ve onu en iyi şekilde saklar kocası birdaha izini bulamaz. Ama maalesef son bir kaç yılda Hollanda emniyetleride yeterli personel bulamadığı için bazı olaylarda çok zayıf kalabiliyor. Çok bariz şekilde sinyaller (ihbarlar, telefonlar açıldığında) olduğu halde bir kadını koruma altına almakla devlet geç kalabiliyor. 

 

Son dönemde kadın cinayetlerinin arttığını görüyoruz.

 

Gülsemin Konca  Ben tek taraflı bakmıyorum olaya. İki tarafta da eksiklikler ve hatalar var. Bu sorunun cevabı o kadar uzun ki. Birkaç satırla ifade etmem zor ama özetle şunları söyleyebilirim; Daha tahammülsüz ve daha saygısızız. Aile içindeki roller karışmış durumda. Herkes kendi sorumluluğunu bilmiyor, ya eksik yada hiç yapmıyor. Erkek; her isteği koşulsuz ve şartsız karşı tarafın kabul etmesini, uygulasını istiyor. Kadın; daha özgür ve dayatmalar olmasın istiyor. Biz değil, ben olma yolunda hızla ilerliyoruz. Kimse kimseyi idare etmek, alttan almak istemiyor. Kısacası erkek erkekliğini, kadın kadınlığını bilmiyor. Bu sözün altını uzun uzun doldurmak gerekir ama burada mümkün değil.

 

Toplumsal bir bunalım yaşıyoruz

 

Av. Nursel Köse -Albayrak: Bu durum sadece Türk’lere has bir durum değildir, aynı durumları değişik ırklarda, hatta Hollandalılarda bile görmeye başladık. Erkeklerin fiziksel anlamda kadınlardan daha güçlü olması, hem şiddete hemde şiddeti aşan cinayetlere yol açıyor.

 

Cinayetin alt yapısı bir kişinin yaşama hakkının olmadığının kanıtıdır. Konumuz kadın olduğu için kadına özel söylüyorum, ancak söylediklerim tabiki genele çekilebilir.

 

Cinayet işleyen bir erkeğin, belirli bir durum sonucu, kadının yaşama hakkını yitirmiş olması düşüncesi ile insanlık dışı yaptığı bir davranıştır. Ayrılık sonucu, bir ilişkinin bitimi sonucu, veya bu tür sebebler olmaksızın, gerçek ile bağdaşmayan kendi gerçeğine inanmanın bir ürünü olan durumdur.

 

Yurkarıda bahsettiğim gibi kadınlarımız kendilerini geliştirdi, her türlü imkana baş vurma, koruma altında girme imkanları var.

 

Öyle olsa dahi, eğitim veya mertebe durumunun farkı olmaksızın, kendi kabuğuna çekilip, kendi derdine melhem olma isteği, belki gurur, belki çekingenlik, belkide kendi derdi ile bir başkasını yormak istememe düşüncesi, uygulanan şiddetin ört bas edilmesine yol açabiliyor.

 

Hiç bir sebeb kadına el kalkmasını haklı gösteremez..

 

Kadın haklarını ve üstünlüğünü kabul edemeyen bir zihniyet var

 

Aile içi şiddet ve kadın cinayetlerinin asıl nedeni sizce nedir?

 

 

Gülsemin Konca: Herşey hızla değişiyor ve bizler bu hıza yetişemiyor, ayak uyduramıyoruz. Baskı altına alarak kimse kimseyi elinde tutamaz. Duygular eksik, sabır yok, benim kurallarımla yaşanacak isteği baskın. Kadınlara daha fazla haklar verildi ve erkekler bunun altında kaldı bence. Kadın haklarını ve üstünlüğünü kabul edemeyen bir zihniyet var. Ve maalesef bunu kullanmaya çalışan kadınlar var. Şimdiye kadar süregelen bir düzen vardı ve bir anda bozuldu. Bunu hazmetmek kolay değil, bunun tam tersi düşünce yapısına sahip olanlar için.  

 

Av. Nursel Köse-Albayrak: Sahiplenmenin ve benimsemenin büyük bir rolü vardır. Bu kavramlar çok sempatik ve sevecen olabilir, ancak, sahiplenmenin mülkiyetine geçirme düşüncesine dönüşür ise, benimsemenin başkasının olamayacağı düşüncesine dönüşür ise, kadın insan kılığından çıkarak, bir eşya haline gelir: “benimdir ve kimse elleyemez, ister döver, ister severim”.

 

Nasılki bir eşyayı istediğin şekilde beğenir, sever, ama işine yaramıyacak duruma geldiğinde veya artık eski güzelliği gözünde kalmadığında, gözünü kırpmadan kırıp çöpe atabiliyor isek, bir erkeğin gözünde kadınında o kıvama sokulması büyük bir etkendir.

 

Erkelerimizi yetiştirken bu duruma gereken özeni göstermemiz gerekmektedir. Bir kadının yanında kalmasını arzuluyor isen, onun gönlünü alarak, gönüllü olarak yanında kalmasını sağlaman gerektiğini öğretmemiz gerekir. Eğer kadın yinede gitmek istiyor ise, bunada saygı gösterilmesini öğretmemiz gerekir.

 

Eğer etrafımızda  şiddet uygulandığı veya daha büyük durumlar olacağını sezdiğimizde, hiç değilse ilgilenip yardım eli uzatmamız gerekir. Madura kucak açmak gerekir, şiddeti uygulayana ise yol göstermek gerekir.

 

Ayşe Konuksever: Kadınlara şiddet kullanmak Hollandada normalleşiyor sanki. Kendine güvenmeyen öz güveni olmayan erkekler maalesef güçleri ancak zayıf kadınlara yetiyor. Bence herşey annelerin erkek çocuğunu yetiştirmekle başlıyor. Erkek evlatlarımızı büyütürken kadının kutsal olduğunu , hiç bir kadına el kalkamayacağını, kadına kalkan el acizlik olduğunu anlatıp öğretmemiz gerekiyor. Ancak bu zihniyeti öyle kırabiliriz.


Öte yandan bir çocuk küçükken sürekli şiddet gördüyse veya babası annesine şiddet uyguladığını sürekli gördüyse onun normal birşey olarak görebilir. Çünkü hep öyle görmüş ve doğru olan davranışı kimse öğretmemiş. Bir çocuk annesinden babasından gördüğünü kopyalar ve bilinç altına yerleştirir. Büyüyüncede şiddet uygulamaktan çekinmez. O yüzden babaların çocuklara doğru örnek olması gerekir.

 

Kadın Derneklerinin Çalışmaları Yetersiz

 

Hollanda’da aktif olan Kadın derneklerinin bayanların sorunlarıyla yakından ilgilendiğini düşünüyormusunuz?

 

Gülsemin Konca: İlgilenmiyorlar diyemem ama yetersiz hemde çok. Sorunuzun “yakından” kelimesine tam karşılığı olan yanıtım net bir şekilde ‘Hayır’ hiçbir dernek gereken ilgi ve alakayı göstermiyor, heleki çözüm manasında kesinlikle yetersiz. 

 

Av. Nursel Köse -Albayrak: Evet, yardım konusunda güzel kurumlarımız var, yakından ilgilenme ise orada çalışan kişilere ve uygulanan sisteme bağlı.

 

 

Ancak, bu kurumlar acil durumlarda geçici çözüm verir, tehlikeyi bir nevi atlatır. Koruma evleri, Hakim, Polis bir dönem çözüm verir fakat zarar vermek isteyen fırsatını kollar ve herkes çekildikten sonra yine zarar verir.

 

Kalıcı çözüm kadın ve erkeklerimizden geçer, ailelerden, toplumdan geçer. İsteksiz bir kadının peşini bırakmayanın ayıplanması gerekir. Eşine şiddet uygulayan bir erkeğin ayıplanması gerekir, sokakta olur olmaz kadınları rahatsız edenlerin ayıplanması gerekir ve ayıpsama ile kalmayarak, müdahale edilmesi gerekir.

 

Ayşe Konuksever: Bir çok kadın derneklerin aktivitelerinde bulunuyorum ve iyi çalıştıklarını görüyorum. Bayanların sorunlarına yönelik sürekli bilgilendirme toplantıları yapılıyor. Fakat aile içi şiddetle ilgili daha çok bilgilendirme yapılması gerekiyor. Türk kadınlarımız utandığı veya korktuğu için belki kendiliğinden yardım istemiyor ama bu tür bilgilendirmeleri yaparak ilerde bir çok can kurtarabiliriz.

 

Konuklarımızı tanıyalım:

 

Gülsemin Konca: Anaokulu öğretmeni ve yazarım. Birçok dergi ve gazetede sayfam-köşem var yazıyorum. Üçüncü kitabım yeni çıktı.

 

Nursel Köse-Albayrak: Evli, iki çocuk annesiyim. Günlük hayatımda Avukat olarak görev yapmaktayım.  

 

Ayşe Konuksever : 35 yaşında iki çocuk annesiyim. Toplumda aktifim ve insanlarla ic içeyim. Özellikle kadınlarla ilgili aktivitelere katılıyorum. Hollanda siyasetiyle ilgileniyorum.


Kadın Dergisi Mart Sayısı

Platform dergisi

Kadın Dergisi’nden Yeni Reklam Kampanyası.