Şule Perincek: Bu milletin kadını olmaktan her zaman gurur duydum

ÇOK GÜZEL KADINLAR TANIDIM,KABUĞUNU KIRIP YARATANLARI,BAŞARANLARI GÖRDÜM…


Gayrettepe’de çatı katı bir apartman dairesi. Salonun dört bir yanı kitap, yaşanmışlık, tarih, sanat ve sadelikle çevrili. Yuvarlak şekilli,beyaz örtülü,türlü lezzette çay, kahve saatlerine has ikramlıkların olduğu bir masa başında sohbet eden,henüz çok yeni tanışmış  iki  farklı kuşaktan kadınız…  Ev sahibesi güler yüzlü, zarif ve hakikatten fevkalade  güzellikte bir kadın.


Kumral kaşlarının  ve azametli bakışlarının heybetine, vakur ses tonu,gülümseyişi ve gözlerinin zümrüt bir gerdanlık gibi ışıldayan şahane rengi eklenmiş.Sanki Burgaz Adadayım.Adanın, o eşsiz  deniz manzarasının, ve doğanın cömert davrandığı bu güzelliğin  yansımalarını  büyük bir dikkatle izliyorum.


Ona bakınca Burgaz Ada’nın bazen serin, çokça derin, zaman zaman koyu lacivert rengine çalan denizi, ve sahili geçiyor istemsizce aklımdan. O kadın Şule Perinçek…

       

Siyasetçi,gazeteci,yazar.Tıp doktoru bir babanın dört kızından ikincisi. İstanbul Avusturya Lisesi Mezunu. Mülkiyeli.68 Gençlik hareketinin ülkemizdeki temsilcilerinden.


1970’den bu yana siyasi mücadelenin içinde yer alan  bir siyasetçi.Atatürk’ün bütün eserlerinin  Genel Yayın Yönetmeni.Vatan Partisi MYK üyesi.


                    Biri kız, üç çocuk Annesi.Bir de torununun Anneannesi.Türkiye siyaset tarihinin yakından tanıdığı liderlerinden biri olan Doğu Perinçek ’in iyi ve kötü günlerinde yanında olan eşi,meslektaşı ,dava arkadaşı ve en tutkulu aşkı…

 

 Şule Perinçek . Çok yönlü,donanımlı ve entelektüel bir kadın siyasetçisiniz.İzninizle öncelikle şu soruyla başlamak isterim söyleşimize.Şule Perinçek siyasete nasıl başladı? 68’ler Kuşağının bir   etkisi ile mi? Evlilik ile mi? Toplumsal duyarlılıklar mı etken oldu? Başlangıç aşamasını merak ediyorum.

 

Üniversiteyi Ankara siyasal da okudum. 68 girişliyim.68-69.


Aslında Tıp fakültesine gitmeye niyetim vardı. Sekiz yıl Avusturya Lisesinde okudum. Sonra da Amerika’da lise sonu okudum. Dolayısıyla İngilizce  ve Almanca okudum. Amerika’da da İngilizce… Doğru dürüst ders yok hoş orada. Babam da hekim.Tam puanım yetmedi ,yedekleri beklerken filan, sonra babam da pek istemedi. Ve ben okul için gittim Ankara’ya.Siyasal da okudum dört yıl.Tam Türkiye’nin değişim süreci,gençliğin değişime müdahale süreci.68 gençliğini Amerika’da da tanıdım tabi. 66-67 senesinde oradaydım. O dönemi karşılaştırma imkanım oldu. Diğer gençliği yani Avrupa gençliğini de tanıyordum.


Onların daha çok yakıp yıkma şeklinde bir başkaldırıydı. Bizim 68,  dünyada ki 68 ‘den bambaşka  bir başkaldırıydı.

 

Biz değiştirelim istiyoruz. Yerine daha iyisinin ve güzelinin gelmesine yönelik olan, daha adaletli bir dünya kurulsun amacıyla bir başkaldırıydı bu. 

 

Bu farklılık bizleri diğerlerinden önemli ölçüde ayırdı,aynı zamanda kişiliklerimizi de belirledi diyelim…


Siyasetten de   anladığım budur.Parti de diyelim ki partili yaşama tarzı ve  ileri insan konulu ders veriyorum.Orada da ilk söylediğim şey budur;’’Eğer siz söylediğiniz gibi yaşamıyorsanız  doğru bir şey söylemiyorsunuzdur.’’Doğru şey yapmıyorsunuzdur en azından.

 

Değiştiricilik dedim.


 ilk başta da kendimizden başlamamız lazım  değişime.


Eğer Kendinizi değiştiremiyorsanız dünyayı da değiştirmeniz zor olur tabi. Çünkü orada daha yerleşik kurallar var. Biraz daha zorlanacaksınız. Onun için kendimizi de değiştirdik.


Gerçekten buna inananlar diyelim.Türkiye’de de o süreç içinde  farklı görüşler ve guruplar vardı.O zaman ki sağ sol cepheleşmesi için söylüyorum. Dolayısıyla biz de buna kendimizden başladık. O zamanki sağ sol bölünmesi kapsamında söylüyorum. Şimdi iç cepheleşme farklılaştı çünkü. ‘’O zamanki ayrımlar daha farklıydı. Sağ  sol diye İkiye ayrılmış, ayrıştırılmıştık belki de...’’


                     Şimdi geriye baktığınızda düşünüyorsunuz,iki tarafta da vatan için! Millet için! diyor, ve kimi gidiyor kahve tarıyordu…


 Onu öyle kurtaracağım zannediyor.

Sağcılar gidip o kahveyi, solcular diğerini tarıyordu. ‘’Halkımız,işçimiz,köylümüz diyorsun; fakat  gidiyorsun sağcı diye işçiyi tarıyorsun. Bu olur mu?

’’İki taraf içinde söylüyorum bunu…

                               İki taraf için de bu bir çıkmaz sokaktı. Bunlarla,anarşiyle bir değişme yaşanamayacağı için milletle birleşilemeyeceği için çok kısa bir süre sonra duvara küt diye toslandı.

Bu çıkmaz bir sokaktı ve sonra darbe geldi arkasından…

Bunları söylediğimiz için dokuz köyden de kovulmuşuzdur.

                            Türkiye’nin başı dik olması lazım ki bir kadın olarak ben de başı dik yaşayabileyim.Orada da iki şey vardı.Birincisi; Vatanınızdan,milletinizden,halkınızdan yana olmanız.İkincisi ise Atatürk ile,cumhuriyet ile beslendiğimiz kaynağımız. Başı dik yaşama… Emperyalizme karşı olmanız, her türlüsüne.


                           Hedefiniz Türkiye’nin bağımsızlığı,bütünlüğü ise ona halel getiren kim olursa olsun,’’Babanızın oğlu bile olsa !’’karşı olmak.

                         Şule hanım izninizle biraz güncel politikadan çıkmak Anne ve eş   Şule Perinçek hakkında konuşalım isterim.


               Doktor bir Baba’nın kızısınız . Eğitimli donanımlı da bir aile. Babanız size Türkiye’de siyaset yapma dediler mi?Daha farklı yolları tercih et.Ya da yurt dışına git.Orada bir üniversite de kürsün olsun,profesör ol gibi…

                    

                        Ben dört kız çocuğunun ikincisiyim. Babam da bir özlem olmuştur belki de dört kızı olunca. Ben biraz yaramaz oğlan çocuğu gibiydim . O dönemde kız çocuklarının üzerindeki baskı da  daha farklıydı. Rahatlık yoktu şimdiki gibi.


                    Benim siyasetle uğraşmam babamın çok hoşuna gidiyordu. Onun için hekim olmamı değil, siyasala gitmemi tercih etti.

 

Biraz da verdiğiniz güvenle bunu sağlıyorsunuz.


                    Doğu Perinçek ile evlenmeye karar verdiğimizde ben cezaevinden bir mektup yazdım eve. Oradayken karar verdik.

Bizimkilerden bir süre ses çıkmadı tabi.

Mektuba şöyle yazdım ; ’’Doğru bir karar verdiğimden emin olabilirsiniz.’’

                Müdahale etme şanslarını da kapatan.


Doğu, kağıtlarını al gel,işlemleri başlatalım dedi.

Babam dedi ki;

 Tamam.

Karar verdin.

Sana istediğin kadar özgürlük…

 Ama gelsin bir istesinler önce.

Haklısınız dedik  tabi.

  Ve geldiler istemeye sonra .

Ellerinde çikolata çiçek…

AŞK…

O’DA NESNEL BİR ŞEY…


İki dava arkadaşının kafa uyumu da olsa çatışmalar da vardır sahne arkasında. Aşk duygusunu nasıl yaşadı Şule Perinçek ve Doğu Perinçek?

Bu tutku ile beslenen bir aşk mıydı?

Büyük bir kafa uyumu mu vardı aranızda?

Neydi?

Biz kaç yaşına geldik.76 ve 71 yaşlarındayız ve 74’de evlendik biz.Neredeyse kırk beş yıl olmuş.Konser dinliyoruz…Beylerbeyi sarayının  bahçesindeyiz  ve  ortam da çok güzel. Müzik zaten muhteşem…

Nat King Cole’un kızı sahnede.

Doğu yeni çıkmıştı cezaevinden galiba .

Hilmi Yavuz arkadaşımız yanımıza geldi ve dedi ki ;

Siz kaç yıldır evlisiniz?

Nasıl böyle güzel bakıyorsunuz birbirinize ?

Dedik ki; Devletin sayesinde biz her on yılda bir nikah tazeliyoruz.

Daha yeniyiz biz…

Aşk duygusunu merak ediyorum?

O da nesnel bir şey. Yani niye bitmedi hala diye soruyorsunuz.

Evet Şule Hanım…

Aynı yol da gidiyorsunuz,çatışma olmuyor mu? Diyorsunuz.

 

Olmaz mı?


İki ayrı evden geliyorsunuz bir kere. Biriniz zeytinyağlı, biriniz etli seviyorsunuz mesela fasulyeyi. Sonra niye bunu etli yaptın?diye tartışacak gibi oluyorsun.Tartışmaya başlayacakken  haberler de Erdoğan’ın konuşması oluyor…

Şöyle dedi.

Şu oldu…

Başlıyoruz bu kez o meseleler üzerinden konuşmaya…

Birleştiğimiz farklı bir alan var.

Yeniliklerle yaşıyoruz.

‘’Sadece cinsellik değil,sadece gözlerinin mavisine yeşiline değil…’’

Bir süre sonra bak bak yeşil’e mavi’ye biter.

Azıcık da laciverte bakmak istersiniz. Belki bıkarsınız.

Kendini tekrar etmeyen ve yenileyen bir evliliğimiz, birlikteliğimiz var.

Yeni ve başka şeyler paylaşıyoruz sürekli ve eskimiyor…

Annelik?

Arkadaş gibi mi? Korumacı bir Anne misiniz?


KORUMACILIĞIN ANNELİK DE ÖNEMLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM…FAKAT ASIL OLAN ARKADAŞÇA DAVRANMAKTIR…

 

Dikkatli bir Anne misiniz?


Korumacılığın şart olduğunu düşünüyorum. Siz özgür bıraktığınız da toplum onu özgür bırakmıyor. Hemen onu kendi etkisi altına alıyor. Müzik zevkinden tutun her şeylerine müdahale etmişimdir.

Ama nasıl müdahale?

Mesela: Birisi üç, diğeri beş yaşında, o zamanlar radyo var tabi.Radyoyu açtım.

Hadi! oturun dedim ikisine de.

Klasik müzik…

Hareketli de bir şey de buldum.

‘’işte siz şimdi bu orkestrayı siz yöneteceksiniz .’’dedim.

Ellerine de iki sopa verdim. Yavaş yavaş müziği alçaltarak,yükselterek dinlettim…Ve başladılar ellerinde ki sopalarla orkestrayı yönetmeye…

Yasaklarsan olmuyor tabi.

Bizim evde kola içilmez.Almayınca da alışmadılar.Meyve suyu şu bu kendi yaptığım.

 

Bizim şiddetli aşkımızın meyvelerinden biri de (Gülerek)


46 yaşımdayken doğurduğum oğlumdur.

Karnım da belli değil,büyümüş içeri de…

Fark etmedik de…

4 aylık olmuş.


                         Diğerlerin de değil ama ,Kola onun zamanın da yaygınlaşmıştı. Kola aldım bir gün.Ona, bir bardak, kendime bir bardak kola. İçme dersen çocuklara, içerim derler. Tersini yaparlar.

Bir yudum aldım,bıraktım.

Ne suratına bakıyorum ne bir şey.

O da aldı içti. Ve tadından hoşlanmadı.

                     Yaramazlık günlerimiz de var tabi. Birlikte bir hamburger de,patates kızartması da  yediğimiz  günlerimiz.

Maç günlerinde bir bira, cips gibi…Cips normalde alınmaz bizim evde.Yani bir özenti duygusu da kalmaz içlerinde böylece.

Kendi özgür iradesini hem koruyabilmek, hem de kalın çizgilerle seçenek bırakmamak diye düşünüyorum.


ÇOCUK SİZ NE VERİRSENiZ ONA GÖRE BİR ŞEKİL ALIR…

BU TOPLUM İÇİN DE BÖYLEDİR…


               Oturmaya başladıkları andan itibaren önlerine yemeklerini koydum.

Motor gücü henüz gelişmediği için ,biraz dökülüp saçabilir ama hiçbir zaman beş parmakla yemeğe dalma özgürlüğüne sahip değillerdi.Siz ne verirseniz onu alıyor çocuk.Ben ilk çocuğum

 

 Kiraz’ da bunu fark ettim.


Yerden ona vermeyeceğim bir şey istedi. Arkama sakladım, attım dedim. Daha on aylık filan…Yer de dolaşıyor ,iki ayağının üzerine duruyor.Bir kibrit çöpü buldu yerden, arkasına sakladı.Kandırmaya çalıştı beni. Ben çocuğa yalanı öğrettim dedim o anda.

O da aynısını yaptı…

Her yaptığım şeye dikkat ettim ondan sonra.

                         Sofraya ıspanak gelecekse Ispanağı, bamyayı yersen size bilmem ne tatlısı sürprizi var demedim de; size bir sürprizim var ıspanak.Çok faydalı da bir şey dedim…

 

Mesela yeşil erik. İlk çıktığı hafta pahalı olur.İkinci hafta daha ucuzlar.Gramla da olsa alırdım.


Başkalarında görmesin, özenmesin diye…

Her adımlarını hesaplayarak.

İşte o anlamda müdahalem oldu.

Ama esas olarak arkadaşça ilişkimiz vardır…

 

ÇOK YALNIZ KALDIK BİZ…


ÇOCUKLARIMLA; SEVİNCİ VE ÜZÜNTÜYÜ PAYLAŞTIK…

 

                      Peki çocukluk yıllarında böyle. Ama ergenlik dönemi? Onların hatalar yapabileceği,ailelerinin  kim olduğunun ,isimlerinin baskısını üzerlerinde hissedebilecekleri dönemlerinde…


Marka çantalar,tasarım mücevherler takan bir politikacı eşi olmadınız.Sadelik ve şıklıkla örnek oldunuz kadınlara.Çocuklarınız bir magazin figürü de olabilirdi. 15 16 yılını ceza evlerinde geçirmiş bir siyasi hareketin liderinin oğlu ya da kızı  olmak  baskı oluşturdu mu onların üzerinde? Çocuklarınızı nasıl korudunuz?

                    

                      Daha önce Mehmet ve Kiraz da bana benzer soruları sormuştu. küçük oğlum da sordu.

Babam neden ceza evinde dedi?

Vatanını çok sevdiği için dedim.

Biz de çok seviyoruz.

 O zaman neden ceza evinde değiliz ? derlerdi…


                          Ceza evi dönüşlerinde, küçüklüğü sırasında, bir değişiklik yapar bir hayvanat bahçesinde götürürdüm.

Ankara ve görüş hadisesi sevinçli bir duruma dönüşürdü o vakit çocuk için.

Hayatta üzülmek var. Ama mutlu olabilecek şeyler de var’ı göstererek…

                       Annenin değer yargılarının geçtiği ve yönlendirdiğini düşünüyorum çocuklara.

Bir şey olmadan üzülmemek ama olduktan sonra sevinmek gibi…

                          Çünkü camın öbür tarafında babası…

Bir gün sonra dokunamıyor.Ceza evi hikayeleri adım adım.

Her seferinde bir makul yön bulmak, babasına değil, başka bir tarafa yönlendirmek lazımdı.

O şeyi başardığımı düşünüyorum…

Nedenlerini söyleyerek,sonuçları anlatarak…Yalan söylemeden…Çünkü çocuklar çok çabuk sezerler doğruyu söylemediğinizi ,bir şeyler sakladığınızı…

 

Bir şeyleri anlatamadığı  zamanlarda da resim yaptırırdım.


Çocuğum yuvaya gidiyordu.Biz, şu kadar yıl yatar, bu kadar yıl yatar, deyince yatmayı bir ceza zannetmiş.Bir resim yaptı,hala evde bir yerlerde durur.Saklamıştım.Bir yatak ve içinde yatan bir adam…

Cezaların en büyüğü onun için yatmakmış meğer…

Yuva da bir saatliğine bile yatmamak için ondan koparırmış meğer yaygarayı.

Küçük oğlum Can, 11 yaşında tatil de Çin’e ablasının yanına gitti.

Burada kimse Doğu Perinçek’in oğlu olduğu mu bilmiyor.

‘’Oh! Şimdi istediğimi yapabilirim.’’ demiş.

Ablası  ona ne yaparsın mesela Can?

Deyince ,O’da ‘’ herkesin ziline basıp kaçabilirim.’’ demiş…

 

 Kızım Kiraz anlatmıştı…

 

‘’Anne içim bir tuhaf oldu.’’ diye…

 

MÜTHİŞ KADINLAR TANIDIM…ÖNÜNDEKİ ENGELLER YIKILDIĞINDA KABUĞUNU KIRIP,YARATANLARI GÖRDÜM BEN…ÇOK GÜZEL KADINLAR TANIDIM…


Şule hanım çok çok teşekkür ederim. Bu gün eviniz de ağırladınız.Özellikle konukseverliğiniz için. Ve tüm sohbet boyunca süren bu içtenliğiniz için…

 

Kadınlara son olarak söylemek istediğiniz bir cümle var mı?


Şule Perinçek bu söyleşiyi okuyacak olan kadınlara , Türk kadınına ne söylemek ister?

 

KENDİNİZE GÜVENİN…


                      Bu milletin kadını olmaktan her zaman hakikatten gurur duydum.Bunu laf olsun diye söylemiyorum.Büyük bir birikimin üzerinde oturuyoruz. Ve onu açığa çıkarmayı bu potansiyeli değerlendirmeyi öğrenmemiz gerekiyor.Kadınların değişiklik talepleri daha şiddetli. Kadınlar kendilerini değiştirebiliyorlar.Kadınların başarabilme şansları çok yüksek.Müthiş kadınlar tanıdım.Hakikatten müthiş kadınlar…

 

Çok güzel kadınlar  tanıdım bu ülkede. Önlerinde ki engeller açıldığın da kabuğunu kırıp, yaratanları gördüm.

 

Onun için çok seviyorum kadınları.

 

Kadınları daha çok seviyorum.


Hani insanın eli daha çok ihtiyacı olana gider ya…

 

Kaç tane çocuğunuz var dı ?

 

Bir tane Şule hanım…

 

O halde bir tane daha yapın mutlaka. (Gülerek)


Hani çocuklarınız vardır ve bir tanesi hastadır ,daha güçsüzdür.Eşitliği sağlamak adına onun biraz daha fazla yemek koyarsınız tabağına. İşte kadınları da böyle görüyorum.

 

Onların daha güçlü olması için onların önüne daha fazla imkan konması gerek. Fakat ‘’Kadın olsun, çamurdan olsun değil!’’

 

Erkek ve kadın diye ayırmak şeklinde de değil.

 

Bizim de fikirlerimiz var.Kadınların sadece bedeniyle tanımlanmalarına karşıyım.


Doğrusu erkeklerle bu anlamda yarıştırılmak ve karşılaştırmak isterim. Bir adım ileri de başlamamız gerekiyor bir anlamda.


Kadınların eşitliğinin sağlanması için.Fakat onlar da yönetime geldiğinde kadınlara güç ve umut olsun mutlaka…Bir amacı olsun orada bulunmasının.

 

Canan Erol 

 

Reklam

Platform Dergisi